17 Mayıs 2010 Pazartesi

Leonardo Da Vinci

Leonardo, genç bir noter olan Ser Piero da Vinci'nin ve muhtemelen bir çiftçi kızı olan Caterina'nın evlilik dışı çocuğu olarak Vinci kasabası yakınlarındaki Anchiano'da dünyaya geldi. Avrupa'daki modern isimlendirme kurallarının yerleşmesinden önce dünyaya tam ismi, "Vincili Piero'nun oğlu Leonardo" manasına gelen "Leonardo di Ser Piero da Vinci"dir. Eserlerini "Leonardo" ya da "Io, Leonardo (Ben, Leonardo)" olarak imzalamıştır.

>Somut kanıtlar bulunmasa da, Leonardo'nun annesi Caterina'nın, babası Piero'ya ait Ortadoğulu bir köle olduğu tahmin ediliyor. Babası, Leonardo’nun doğduğu yıl, Albiera adındaki ilk eşi ile evlendi

Leonardo’ya bebekliğinde annesi baktı, annesi başka biriyle evlendirilerek komşu kasabaya yerleşince, babasının nadiren uğradığı büyükbabasının evinde yaşamaya başladı; arada sırada Floransa’ya babasının evine giderdi. Babasının ilk eşinden çocuğu olmadığı için aileye kabul edilmişti ama amcası Francesco dışında ailedeki kimseden sevgi görmedi.



Leondardo'nun anatomi ve insan vücudu üzerine eğitimi çıraklık döneminde başladı. Öğretmeni Andrea del Verrocchio öğrencilerinin anatomiyi kavramasında ısrarlıydı.

14 yaşına kadar Vinci’de yaşayan Leonardo, büyükanne ve büyükbabasının ardı ardına ölmesi üzerine 1466’da babası ile birlikte Floransa’ya gitti. Evlilik dışı çocukların üniversiteye gitmesi yasak olduğundan üniversite öğrenimi görme şansı yoktu. Küçük yaştan itibaren çok güzel çizimler yapan Leonardo’nun resimlerini babası, dönemin ünlü ressam ve heykeltıraşı Andrea del Verrocchio'ya gösterince, Verrochio onu çırak olarak yanına aldı. Leonardo Verrocchio'nun yanında Lorenzo di Credi ve Pietro Perugino gibi ünlü sanatçılarla çalışma fırsatı buldu. Atölyede sadece resim yapmayı değil, lir çalmayı da öğrendi. Gerçekten de iyi çalıyordu.

Floransa’yı r1482’de terkederek Milano Dükü Sforza’nın hizmetine girdi. Dükün hizmetine girebilmek için köprüler, silahlar, gemiler, bronz, mermer ve kilden heykeller yapabileceğini anlattığı ancak göndermediği mektubu bütün zamanların en olağanüstü iş başvurusu olarak kabul edilmiştir.

Leonardo, 1499’da şehir Fransızlar tarafından alınıncaya kadar 17 yıl boyunca Milano Dükü için çalıştı. Dük için sadece resim ve heykeller yapmak, festivaller organize etmekle uğraşmadı, aynı zamanda bina, makine ve silah tasarımları yaptı. 1485 - 1490 yıllarında doğa, mekanik, geometri, uçan makinelerin yanı sıra, kilise, kale ve kanal yapımı gibi mimari yapılar ile ilgilendi, anatomi çalışmaları yaptı, öğrenciler yetiştirdi. İlgi alanı o kadar genişti ki, başladığı çoğu işi bitiremiyordu. 1490 - 1495 yıllarında çalışmalarını ve çizimlerini deftere kaydetme alışkanlığı geliştirdi. Bu çizimler ve defter sayfaları, müzeler ve kişisel koleksiyonlarda toplanmıştır. Bu koleksiyonculardan birisi de Leonardo’nun hidrolik alanındaki çalışmalarının el yazmalarını toplayan Bill Gates’dir.

1499’da Milano'yu terkeden ve yeni bir koruyucu (hami) aramaya başlayan Leonardo, 16 yıl boyunca İtalya’da seyahat etti. Pek çok kişi için çalıştı, çoğu eserini yarım bıraktı.

İnsanlık tarihinin en iyi resimlerinden birisi kabul edilen Mona Lisa için 1503’te çalışmaya başladığı söylenir. Bu resmi tamamladıktan sonra hiç yanından ayırmamış, tüm seyahatlerinde yanında taşımıştı. 1504’te babasının ölüm haberi üzerine Floransa’ya döndü. Miras hakkı için kardeşleri ile mücadele etti ancak çabası sonuçsuz kaldı. Ancak çok sevdiği amcası tüm varlığını ona bıraktı.

1506 yılında Leonardo, bir Lombardiya aristokratının 15 yaşındaki oğlu olan Kont Francesco Melzi'yle tanıştı. Melzi, hayatının geri kalanında onun en iyi öğrencisi ve en yakını oldu. 1490’da 10 yaşında iken korumasına aldığı ve Salai adını verdiği genç de 30 yıl boyunca onunla beraber olmuş, ancak öğrencisi olarak bilinen bu genç hiçbir sanatsal ürün üretmemişti.

1513 - 1516 arasında Roma’da yaşadı ve Papa için geliştirilen çeşitli projelerde yer aldı. Anatomi ve fizyoloji alanında çalışmaya devam etti ancak Papa, kadavralar üzerinde çalışmasını yasakladı.

Leonardo da Vinci'nin ölümü (Jean Auguste Dominique Ingres, 1818)

1516’da koruyucusu Giuliano de' Medici’nin ölümü üzerine Kral 1. Francis’ten Fransa’nın baş ressam, mühendis ve mimarı olmak üzere davet aldı. Paris’in güneybatısında, Amboise yakınlarındaki Kraliyet Sarayı’nın hemen yanında kendisi için hazırlanan konağa yerleşti. Leonardo'ya büyük hayranlık duyan kral, sık sık ziyarete gelir ve sohbet ederdi.

Sağ koluna felç inen Leonardo da Vinci, resimden çok bilimsel çalışmalara ağırlık verdi. Kendisine dostu Melzi yardımcı olmaktaydı. Salai ise Fransa’ya geldikten sonra onu terk etmişti.

Ölümü

Leonardo 2 Mayıs 1519’da Amboise’daki evinde 67 yaşında öldü. Kralın kollarında can verdiği rivayet edilir, ancak, 1 Mayıs günü kralın bir başka şehirde olduğu ve bir gün içinde oraya gelemeyeceği bilinmektedir. Vasiyetinde mirasının esas bölümünü Melzi’ye bıraktı. Amboise'daki Saint Florentin Kilisesi’nde toprağa verildi

.

Özel hayatı

Fiziksel temastan yani hoşlandığı iddia edilir: “Üreme faaliyeti ve bununla bağlantılı olan her şey o kadar iğrençtir ki insanlar hoş yüzler ve duygusal eğilimler de olmasa kısa sürede yok olacaktır” sözü daha sonra Sigmund Freud tarafından analiz edilmiş ve Freud, Leonardo’nun frijit olduğuna hükmetmiştir.

1476 yılında, sevgilisi Verrocchio ile birlikte yaşarken 17 yaşındaki model Jacopo Saltarelli ile sodomist ilişki kurduğu gerekçesiyle adı bilinmeyen bir kişi tarafından suçlanmıştır. İki ay süren soruşturma sonucu, Leonardo’nun babasının saygın konumuna da bağlı olarak hiç şahit bulunamaması nedeniyle dava düşmüştür. Bu olayın ardından Leonardo ve arkadaşları Floransa’daki “Gecenin Bekçileri” isimli örgüt tarafından bir süre takip edilmiştir. (Gecenin Bekçileri'nin İtalya’da Rönesans döneminde kurulan ve sodomizmin bastırılmasına yönelik faaliyet gösteren bir örgüt olduğu Podesta’nın yasal kayıtlarında da yer almaktadır)


Leonardo'nun hizmetçisi ve asistanı Gian Giacomo Caprotti da Oreno'nun anonim bir ressam tarafından çizilmiş portresi (1505 dolaylarında)

“Salai” veya “il Salaino” takma adlarıyla da bilinen Gian Giacomo Caprotti da Oreno [3] Giorgio Vasari tarafından “Leonardo’nun büyük keyif aldığı harika kıvırcık saçları olan ışıltılı ve güzel genç” olarak tanımlanmıştır. Il Salaino, 1490 yılında henüz 10 yaşındayken Leonardo’nun evinde hizmetçiliğe başlamıştır. Leonardo ve il Saliano arasındaki ilişki “kolay” olarak değerlendirilmez. 1491 yılında Leonardo il Salaino’yu “hırsız, yalancı, inatçı ve pisboğaz” olarak nitelendirmiş ve onun için “Küçük Şeytan” benzetmesini yapmıştır. Yine de, il Salaino 30 yıl boyunca yoldaşı, hizmetçisi ve asistanı olarak Leonardo’nun hizmetinde kalmıştır. Leonardo, il Salaino'yu "Küçük Şeytan" olarak çağırmaya devam etmiştir. Leonardo’nun sanatçı defterlerinde çıplak olarak çizilen il Salaino yakışıklı ve kıvırcık saçlı bir ergen olarak tasvir edilir. Bazı araştırmacılar, il Salaino'nun Vitruvius Adamı olduğunu ileri sürer.

1506 yılında Leonardo, 15 yaşındaki Kont Francesco Melzi ile tanışmıştır. Melzi, Leonardo’nun kendisine karşı hislerini bir mektubunda “a sviscerato et ardentissimo amore” (çok ihtiraslı ve fazlasıyla yakıcı aşk) olarak nitelendirmiştir.[5] il Salaino bu yıllarda Melzi’nin sürekli olarak Leonardo’nun yanında olmasını kabullenmek zorunda kalmıştır. Melzi, Leonardo’nun önce öğrencisi sonra da hayat arkadaşı olmuştur. Ayrıca, Leonardo Da Vinci'nin; Fransa'nın, kuruluşu çok eskilere dayanan (1099 M.S.) Sion Tarikatı'na 1510-1519 yılları arasında üstatlık (Başkanlık) yaptığı bilinmektedir.

Her iki ilişki de Leonardo’nun zamanında Floransa’da yaygın olan erotik usta-çırak ilişkisine bir örnektir. Bu iki ilişkisinin yanı sıra Leonardo’nun Cesare Borgia ve Niccolò Machiavelli ile de “dostluktan öte” bir ilişki yaşadığı iddia edilmektedir.

Leonardo’nun genç erkeklere olan ilgisi 16. yüzyılda da tartışma konusu olmuştur. 1563’te Gian Paolo Lomazzo tarafından yazılan “Il Libro dei Sogni”de (Düşler Kitabı) yer alan “l’amore masculino”daki (erkek aşkı) kurmaca bir diyalogda, Leonardo başkahramanlardan biri olarak yer almış ve “Biliniz ki erkekler arasındaki aşk çeşitli arkadaşlık duygularıyla erkekleri biraraya getiren bir erdemdir. Bu durum onları daha erkeksi ve yürekli hâle getirir” sözü Leonardo’nun ağzından verilmiştir.

Leonardo’nun çalışmalarından ve biyografisini yazan erken dönem yazarlardan anlaşıldığı üzere Leonardo dürüst ve ahlaki konularda duyarlı bir kişiydi. Hayata duyduğu saygı onun en azından yaşamının bir evresinde vejeteryan olduğunu göstermektedir.

İlk öğrenim Yılları

Leonardo Da Vinci,ilk öğrenim yıllarında aritmetik ve geometride öğretmenlerini sorduğu sorularla şaşırtacak kadar çabuk ilerledi.Keskin zekası ve yetenekleriyle küçük yaşlarda bile dikkat çekiyordu.Müzikle de ilgileniyor ve oldukça iyi bir şekilde Lut çalıyordu.Fakat çocukluk yıllarında en gözde uğraşı resimdi.Babası da bunu fark edince,onu Floransa'nın en önemli atölyelerinden birine verdi.

İnsan vücudu için yaptığı yenilikler

Koldaki kasların hareketini gösteren anatomik çalışması (1510 dolaylarında)

Leonardo'nun insan vücuduna ilgisinin temelini, figür eskizleri için incelemeler oluşturur. İnsanı olabildiğince canlı ve tüm hareketleri gerçeğe en yakın şekilde çizmek için dış gözlemleri yeterli görmemiş, vücudun içini de görmek, kemiklerin, kasların ve eklemlerin birbirleriyle ilişkilerini kavramak istemiştir. Anatomi araştırmaları, giderek daha, çok zaman ayırdığı başlı başına bir ilgi alanı haline gelmiştir. İnsan organizmasına, çalışma prensiplerini merak ettiği mükemmel bir makine olarak yaklaşmıştır. O dönemin tıp bilimine temel oluşturan antik çağ hekimi Galen’in metinleri, merakını ancak kısmen giderebilmişti. Aklına gelen her soruyu sormaya başlamıştı.

Leonardo, gördüklerini çizerek açıklığa kavuşturuyordu. Kesitlerle, ayrıntılı görünüşlerle ve farklı açılardan yaptığı çizimlerle anatominin detaylarını ortaya çıkarıyordu. Çizimleri, bazı detaylardaki yanlışlıklara karşın son derece nettir. Anne karnındaki bebek çizimi için bir insan kadavrasına disseksiyon yapmamış, inekleri inceleyip, oradan elde ettiği sonuçları insan anatomisine uyarlamıştı. Papa, Leonardo’nun insan kadavraları üzerinde disseksiyon yapmasını yasakladığında, dolaşım sistemi üzerine yaptığı araştırmayı devam ettirebilmek için sığır kalpleri kullanmıştı.


Erasmus Programı Nedir?

Erasmus programı, Avrupa’daki yüksek öğretim kurumlarının birbirleri ile çok yönlü işbirliği yapmalarını teşvik etmeye yönelik bir Avrupa Birliği programıdır.

Yüksek öğretim kurumlarının birbirleri ile ortak projeler üretip hayata geçirmeleri, kısa süreli öğrenci ve akademik personel değişimi yapabilmeleri için hibe niteliğinde karşılıksız mali destek sağlamaktadır. İsmini, değişik Avrupa ülkelerinde hem öğrenci, hem de akademisyen olarak bulunmuş olmasından dolayı Rönesans Hümanizminin önemli temsilcilerinden biri olan Hollandalı bilim adamı Erasmus’tan (1469–1536) almıştır.

Erasmus Programı Ne Değildir?

  1. Erasmus programı bir “yabancı dil öğrenme programı” değildir.
  2. Erasmus programı tam anlamıyla bir “burs” programı değildir.
  3. Erasmus programı bir “diploma” programı değildir.
  4. Erasmus programı bir araştırma programı değildir.

Erasmus kapsamında desteklenen etkinlikler nelerdir?

  1. Öğrenci ve öğretim görevlisi değişimleri,
  2. Eğitim programlarının geliştirilmesine yönelik işbirlikleri,
  3. Müfredat geliştirme projeleri (Curriculum Development-CD) sonucunda elde edilen bilgilerin yaygınlaştırılarak uygulamada kullanılması,
  4. Avrupa üniversitelerindeki bölüm ve/veya fakültelerin belirli bir alanda yaptıkları akademik çalışmaları ortaklaşa yürütebilecekleri bilimsel platformların (Thematic Networks) oluşturulması,
  5. Dil kursları ve yoğun programlar,
  6. Avrupa Kredi Transfer Sisteminin (AKTS) yerleştirilmesi.

Programın Amacı nedir?

Programın amacı Avrupa Birliği ülkeleriyle aday ülkelerin yüksek öğretim kurumları arasındaki işbirliğini teşvik edip geliştirerek yükseköğretimde Avrupa boyutunu ön plana çıkarmaktır. Bu amaçla Erasmus programı kapsamında her yıl binlerce öğrenciye ve öğretim görevlisine eğitim ve öğretim faaliyetlerinin bir kısmını yurtdışında geçirme imkanı tanınmakta, bunun yanında ortak araştırma projeleri, yoğun programlar, müfredat geliştirme çalışmaları ve Avrupa çapında Tematik Ağların finansmanı sağlanmaktadır. Erasmus eylemi oluşturulurken hedefler arasında Avrupa’da yüksek öğrenimin kalitesini arttırmak, farklı kültürler ve yaşam biçimlerine karşı toleranslı yaklaşabilme becerisini geliştirmek ve dünyanın en rekabetçi ekonomileri arasında Birlik olarak yer alabilmek için küreselleşme sürecinde istihdam piyasasının niteliklerine uygun eleman yetiştirebilmek amaçlanmıştır.

Aspirin Hakkında Biraz Bilgi

Çocuk büyük demeden hasta olduğumuzda bir yerlerimiz mutlaka ağrır.Bazen hasta olduğumuz bazen dişimiz çürüdüğü kimi zaman ayağımızı incittiğimiz zaman hepimize büyük sıkıntı verir.


Söğüt kabuğundan gelen mucize

Bugün dünyanın her yıl çeşitli rahatsızlıklar yüzünden yaklaşık 80 milyar adet asprin tüketiliyor.Asprinin asıl maddesi söğüt ağacındaki bi kimyasal maddedir.Söğüt kabuğunun ağrılara iyi geldiği ilk kayıtlarda MÖ 400 yıllarında görülüyor.Mesela Hipokrat o zamanlarda söğüt ağacının kabuğundan elde ettiği acı bir tozun ağrılara iyi geldiğini not aldığı ve hastalarında kullandığı biliniyor.

Söğüt kabuğundan elde edilen bu toza ilişkin derin araştırmalarsa bundan 2200 yıl sonra 1828 de Johann Buccher söğüt kabuğundaki ağrı kesici özelliğe sahip salisini elde etmeye başaran ilk bilim adamı olarak geçer.Salisin sarı renkli ve kristal yapıda acı bir tozdur.Aslında asprinin asıl mucidi Felix Hoffman’dır.Babasının romatizma ağrılarına çare ararken aspirinin etken maddesi olan asetil salisilik asiti bulmuştur.

Neden Ağrı Hissederiz?

Ağrı vücudun tehlikelere karşı bizi uyarmak için kullandığı en temel savunma mekanizmalarından biridir.Vücudumuzun bir yerinde ne sorun varsa işler kötüye gidiyorsa vücut bunu bize ağrıyla anlatır.Sinir hücreleri uyarıları beyne iletirken bazı kimyasal madder salgılayarak iletişim kurarlar.Bu kimyasal maddelerin sağlanmasını enzim adı verilen proteinler sağlar.

Aspirin ağrıyı nasıl keser?

1970 li yıllarda ağrı üzerine yapılan çalışmalar göstermiş ki; aslında ağrının başlamasını ”prostaglandin” denilen bir madde sağlıyor.Ne zaman bir sorun çıksa hücreler bu maddeyi salgılıyor.

Ağrı kesiciler ağrıyan yerin neresi olduğunu nasıl biliyorlar?
Aslında bilmiyorlar!Aspirin gibi ağrı kesiciler ağızdan direk mideye geçiyor.Oradan da dolaşım sisteminin yardımıyla tüm vücuda yayılıyorlar.Bu arada ilacın küçük bir bölümü de ağrıyan yere ulaşıyor ve ağrı kesici etkisini gösteriyor.

Aspirinin diğer becerileri

Aspirin sadece bir ağrı kesici değildir.Çoğu uzman günde 1-2 tane aspirinin kalp krizini azaltabilceğini söylemektedir.

7 Mayıs 2010 Cuma

ERP detay


ERP konusunu detaylı olarak incelerken şu ana bölümlemeyi takip edeceğiz. İlk bölüm Tarihçe'de ERP'nin gelişimi, bugünün ve geleceğini ele alacağız. İkinci bölüm Kavramlar'da ERP ile birlikte anılan birçok kavram ve kısaltmaya kısaca değinmeye çalışacağız. Böylece birçok kişinin kafasını kurcalayan ve anlamı ve kapsamı konusunda ERP uzmanlarının bile anlaşmakta zorlandığı kavramlar üzerinde çalışacağız. Üçüncü bölüm Proje Yönetiminde, ERP projeleri yönetiminde dikkat edilmesi gereken önemli noktalar ve metodolojiler konusunu aydınlatmaya çalışacağız.

Tarihçe - ERP'nin dünü bugünü ve geleceği

. Bu bölümü daha sonra yazacağım.

Kavramlar ve Modülarite

ERP Sistemlerinin kapsamı çok geniş olduğundan, ve hedef işletme yelpazesinin çeşitliliği göz önünde bulundurularak, ERP sistemleri modüler olarak yapılandırılmıştır. Böylece işletme ihtiyacı olan modülleri seçerek gereksiz hantallıktan (ve tabi ekstra lisans bedellerinden) kurtulmuş olur. Burada modüler yapının bileşenlerini vermeye çalışırken bir taraftan da ERP dünyasında bahsi geçen kavramlara da değinmiş olacağız.

MRP:Malzeme İhtiyaç Planlaması (Material Requirements Planning) kavramıdır. ERP'lerin en eski ve temel modülüdür. MRP bir üretim işletmesinde, üretim için gerekli malzeme ihtiyacının; mevcut stoklar, alış siparişleri, açık iş emirleri ve diğer etkenlerin de hesab edilerek hesaplanmasıdır. Bu sayede üretim başladığı anda malzeme yetersizlik sorunu ile karşılaşılmaması hedeflenir.

MRP II: Üretim Kaynak Planlaması (Manufacturing Resource Planning) kavramının kısaltılmışıdır. MRP nin yetersiz kaldığı noktalarda, planlamanın için; zaman, makine ve insan gücü gibi diğer kaynakların da katılması ile genişletilmiş versiyonudur.

CRM: Müşteri ilişkileri yönetimi (Customer Relationship Management). CRM kavramı 2000 li yılların başında ortaya çıktığında ve henüz kimse CRM'in ne olduğu veya ne olmadığı konusunda mutabık olmadığı zamanlarda, bazı ERP ler bünyesinde küçük çaplı CRM modülleri eklemişlerdir. CRM konusu çok detaylı olduğundan sitemizde bu konuya fazla girmeyeceğiz.

SCM:Tedarik Zinciri yönetimi (Supply Chain Management). İşletmenin üretim sürecine tüm tedarikçi, müşteri ve dağıtım kanallarını da dahil eden yaklaşıma verilen addır. SCM de oldukça geniş kapsamlı bir konudur.

WMS:Depo Yönetim Sistemleri (Warehouse Management Systems). İşletme depolarının tam otomasyon teknikleri ile kapsamlı yönetilmelerini sağlayan yazılım sistemleridir. ERP'ler ile WMS'ler arasında faaliyet alanı açısından bir ortak payda bulunduğundan rekabet son dönemde iyice kızışmıştır. WMS konusunda hazırladığım detaylı bir raporu dökümanlar bölümünde sunacağım.

BOM:Bill Of Material. Türkçe'de Ürün Ağacı veya Ürün Reçetesi karşılıkları kullanılmaktadır. Bir ürünün üretilmesi için gerekli hammadde, yarı mamul ve diğer bileşenlerin tanımlanmasına karşılık gelir.

SALES:Satış modülü ERP lerin en önemli modüllerinden biridir. Klasik satış döküman zinciri Teklif İsteği, Teklif, Sipariş, İrsaliye ve Fatura (ve tabi İadeleri) dir. Satışın önemli konseptleri arasında fiyatlandırma, indirim, satış hedefleri vs. sayılabilir.

PURCHASE:Satınlama modülü yine önemli bir modüldür. Belge akışı; Satınalma İsteği, Teklif, Sipariş, İrsaliye ve Faturadır. Satınalmanın en önemli konsepleri biri alış faturaları verifikasyonu ve fiyatlandırmadır.

INVENTORY:Stok yönetimi genel olarak tüm ERP lerin en temel konusudur. Bir ERP projesinin temelini oluşturan en elzem ve ilk düşünülmesi gereken modüldür. Önemli konseptler için; lot takibi, stok değerleme (FIFO,LIFO,Ortalama ve gerçek maliyet) sayılabilir.

FINANCE:ERP'ler bünyesindeki finansal bölümler iki ana kısımdır; Muhasebe ve Finans. Muhasebe ve finans için işletmeler ayrı paket yazılımlar da tercih edebilmektedirler. Ancak bu yöntem entegrasyon zorlukları içermektedir. Ayrıca kanımca ERP'lerin geri dönüşü (Return of Investment) için birlikte düşünülmelerinde büyük fayda olduğunu düşünmekteyim.

COSTING:Maliyet konusu özellikle ülkemizde kriz yıllarında büyük önem kazanmıştır. Rekabetin artması ve kriz ortamında maliyetlerin önem kazanması ERP'lere maliyet alanında önemli bir pazar açmıştır. ERP'ler bünyesindeki maliyet hesaplama sistemleri genel olarak ikiye ayrılır. Bir ürününün gerçekte kaça mal olduğunun hesaplanması anlamına gelen "Fiili Maliyet" ve teklif aşamasında kullanılmak üzere sabit bir hesaplama ile elde edilen "Standart Maliyet". Ayrıca ERP'lerde her bir üretim aşamasının maliyetinin hesaplanarak karlı ve zararlı ürünlerin tespitine olanak sağlayan "Safha Maliyeti" (Activiy Based Costing) sistemleri de bulunmaktadır.

HR: İnsan Kaynaklarının işletmelerde öne çıkması ile birlikte ERP sistemleri de HR modüllerini bünyelerine katmışlardır. HR klasik bir bordro sisteminden öte kariyer planlaması gibi popüler kavramları da içermektedir.

Proje Yönetimi

Proje Yönetimi ERP projelerinde hayati önem taşıyan bir konudur. Malesef, ERP projeleri, başarılarında ziyade başarısızlıkları ile ün yapmış projelerdir. Bu konu çok su götürür. ERP'lerde proje başarısı; Proje yönetimi, süreç analizleri, ekip yönetimi, zaman yönetimi ve planlama gibi birçok faktöre bağlıdır. Detaylı bir yazımı bekleyiniz...

ERP nedir ?

ERP, "Enterprise Resource Planning" kelimelerinin kısaltmasıdır. Türkçeye genel olarak Kurumsal Kaynak Planlama olarak çevrilmektedir. ERP yazılımları, bir işletmenin, satıştan muhasebeye, üretimden insan kaynaklarına, envanterden CRM'e, aklımıza gelen tüm fonksiyonlarını kapsayan entegre bilgi sistemleridir.

ERP sistemlerini anlamak için karşıt veya alternatif yaklaşımı düşünmek yerinde olur. Bir işletmenin bilgi sistemleri ile olan ilişkisini düşünelim. Örneğin, firmamız muhasebe işlemleri için X muhasebe yazılım paketini kullanırken, insan kaynakları ve bordro için Y paketi, satış ve CRM için Z yazılım paketini kullanabilir. Bu yaklaşıma "best of breed" (türünün en iyisi) diyoruz.

ERP yaklaşımı ise bütünleşiktir. Firmanın tüm bölümleri entegre bir ERP sistemi kullanır. Her iki yaklaşımın da kendine göre avantaj ve dezavantajları vardır. Best-of-breed yaklaşımının avantajı, firmanın tek bir bilgi sistemine bağımlı olmayıp farklı tedarikçilerin yazılımlarının rekabetinden fayda elde etmesidir. Ancak bu yaklaşımın entegrasyon, aynı verinin tekrar tekrar işlenmesi, farklı departmanlardan gelen raporların birbirini tutmaması gibi dezavantajları vardır.

ERP yaklaşımında veri, tıpkı bir üretim işletmesine hammaddenin girip işlenerek ürün olarak çıkması gibi, firmaya girer, değişik departmanlarda işlenerek bilgiye dönüşür. ERP yaklaşımının avantajları arasında; bölümler arası entegrasyon ve iletişimi arttırması, tutarlı raporlama, endüstri bağımsızlığı sayılabilir. Bununla birlikte dezavantajları; tek üreticiye bağımlılık, ERP projelerinin kabarık bütçeli olması ve firma uyarlama (implementasyon) sürecinin zorluğu sayılabilir.

Hibrit çözümler de uyarlanabilir. Örneğin bir firma tüm bilgi işlem alyapısı için bir ERP sistemi kullanırken güvenlik kaygıları ile bordro sistemini ayrı bir insan kaynakları yazılımı ile takip edebilir. Ya da fazlası ile karmaşık olan müşteri yapısını bağımsız bir CRM yazılımı ile takip edebilir.